SİYASETİN DEĞİŞMEYEN KISIR DÖNGÜSÜ: "HALKIN İÇİNDEN" GELİP HALKA YABANCILAŞIYOR?
Seçim meydanlarında "Biz de sizdeniz", "Bu sokakların tozunu yutarak geldik" diyen, halkın içinden çıkan siyasilerin, makam koltuğuna oturduktan kısa süre sonra halktan kopması, toplumun en büyük ortak hayal kırıklıklarından biridir. Vatandaş haklı olarak soruyor: "Bizim soframızdan çıkanlar, neden bir süre sonra sadece zenginlerin sofrasına oturur hale geliyor?
Bu durumu "güç sarhoşluğu" ve yabancılaşma sürecinin arkasında yatan psikolojik ve sistemsel nedenleri var.
1. Güç ve Konfor Alanının Körlüğü (Yükseldikçe Aşağıyı Unutmak).
Halkın içinden gelen bir siyasetçi, o güne kadar yaşamadığı bir maddi imkana, korumalara, lüks araçlara ve bürokratik bir protokole kavuştuğunda "statü körlüğü" yaşamaya başlıyor. Eskiden minibüs kuyruğunda bekleyen, pazar tezgahındaki fiyatlardan dert yanan kişi, etrafını saran danışman ordusu ve çakarlı araçların gölgesinde halkın gerçek gündeminden fiziksel olarak uzaklaşıyor. Çevresi sadece onu övenlerle dolduğu için, feryat eden halkı "marjinal bir grup" veya "muhalif ses" olarak görmeye başlıyor.
2. Siyasetin Finansmanı: "Değirmenin Suyu Nereden Geliyor?"
Siyaset, günümüzde oldukça maliyetli bir iştir. Seçim kampanyaları, mitingler, afişler ve organizasyonlar devasa bütçeler gerektiriyor. Halkın içinden çıkan bir liderin cebindeki para bu çarkı döndürmeye yetmediğinde, devreye büyük sermaye sahipleri, müteahhitler ve iş insanları giriyor.
Sistem, siyasetçiyi daha yolun başında zenginlere göbekten bağlıyor. Koltuğa oturduğunda ise halka verdiği sözlerden ziyade, kendisine o koltuğun yolunu açan sermaye sahiplerine olan "diyet borcunu" ödemeye başlıyor. İhaleler, imar planları ve yasalar halkın refahı için değil, finansörlerin büyümesi için çıkıyor.
3. Sınıf Değiştirme Arzusu.
Birçok siyasetçi, temsil ettiği halkın sorunlarını çözmekten ziyade, o halktan tamamen kurtulup "seçkinler kulübüne" dahil olmayı bilinçaltında bir başarı olarak görüyor. Halkla olan bağını sürdürmek, ona eski yoksulluğunu veya sıradanlığını hatırlatıyor. Bu yüzden zenginlerle dostluk kurmak, onların yaşam tarzını benimsemek bir nevi sınıf atlama tatmini sağlıyor. Buna atalarımızın deyimiyle; "Sonradan görme gavurdan dönme." pozisyonuna düşüyor.
Sessiz çoğunluk, "eçim zamanı kapımızı çalanlar, Ankara'ya gidince, il ve ilçelerimizde bekediye başkanı olunca telefonlarımıza bakmaz oluyorlar. Biz onları bizi savunsunlar diye gönderiyoruz, onlar gidip zenginlerin korumalığını yapıyor." demekten kendilerini alamıyorlar.
Bu kısır döngüyü kıracak tek şey, halkın siyasetçileri körü körüne takip etmeyi bırakıp, kim olursa olsun hesap sorabildiği, şeffaf ve güçlü bir demokratik denetim mekanizmasıdır. Aksi takdirde, "halkın çocukları" makam koltuğuna oturduğu an, halka en uzak yabancılara dönüşmeye devam edecektir.
Zeki Fidan
ZEKİ FİDAN'IN KALEMİNDEN "SİYASETİN DEĞİŞMEYEN KISIR DÖNGÜSÜ"
ZEKİ FİDAN'IN KALEMİNDEN "SİYASETİN DEĞİŞMEYEN KISIR DÖNGÜSÜ"
YORUMLAR
