Kıymetli okurlarım bugün sizlerle korkularınızı giderebilecek önemli bir konuyu işlemeye çalışacağım.
Yaşadığımız bu teknoloji çağı, devasa fabrikalar, akıllı silahlar ve insan yapımı muazzam güçler karşısında bazen bize kendi acziyetimizi hatırlatıp içimize bir korku salabiliyor. “İnsanlık bu kadar güçlü kitle imha silahları üretmişken, her şeyi yapay zekayla kontrol ediyorken biz güvende miyiz? Allah’ın gücü bunun neresinde?” diye düşünmeniz ve korku hissetmeniz çok insani ve çok haklı bir durum.
Şunu bilmek içimizi rahatlatacaktır: İnsanın ürettiği teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, aslında sadece Allah’ın kainata koyduğu fizik, kimya ve matematik kurallarını taklit etmekten ibarettir. İnsan sıfırdan bir element var edemez; sadece Allah’ın yarattığı demiri, atomu veya silikonu bir araya getirir. Yani ağır sanayi ve silahlar, Allah’ın gücünü gölgelemek bir yana, aslında O’nun koyduğu kuralların ne kadar muazzam işlediğini gösteren birer aynadır.
Bu korkularınızı gidermek ve Allah’ın takdirini bu çağda doğru okuyabilmek için şu temel esaslara, ayet ve hadislerin ışığında bakabiliriz:
1.    Mutlak Güç ve Sebeplerin Üstündeki Güç
İnsan yapımı silahlar ve teknolojiler birer “sebep”tir. İslam inancına göre sebepler, Allah’ın yaratma sanatının birer perdesidir. En gelişmiş füze bile, Allah izin vermedikçe hedefine ulaşamaz, infilak edemez veya bir zarar veremez.
İlgili Ayet
Kur’an-ı Kerim, Bedir Savaşı’nda atılan oklar ve taktikler üzerinden bize mutlak gücün kaynağını şöyle açıklar:
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْۖ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ
Okunuşu: Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ.
Meali; “Savaşta onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı”. (Enfâl Suresi, 17. Ayet)
Bu ayet günümüze şöyle seslenir: En akıllı füzeyi de fırlatsalar, en gelişmiş yazılımı da devreye soksalar, o mermiyi ve etkiyi yaratan Allah’tır. O izin vermezse hiçbir teknoloji sonuç veremez.
2.    Her Şeyi Kuşatan İlahi Takdir (Kader)
Korkularımızın temelinde genelde “Gelecekte başıma kötü bir şey gelirse ve bunu engelleyemezsem?” düşüncesi yatar. Teknolojinin getirdiği tehditler karşısında kalbimizi teskin edecek en büyük sığınak kader inancıdır.
İlgili Hadis
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), henüz genç bir delikanlı olan Hazreti Abbas’ın oğlu Abdullah’a, tüm insanlık bir araya gelse bile Allah’ın takdiri dışında hiçbir şeyin değişmeyeceğini şu muazzam sözlerle anlatmıştır:
وَاعْلَمْ أَنَّ الأُمَّةَ لَوِ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ وَلَوْ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ رُفِعَتِ الأَقْلاَمُ وَجَفَّتِ الصُّحُفُ
Okunuşu: Va’lem ennel-ümmete levic-teme’at ‘alâ en yenfe’ûke bi-şey’in lem yenfe’ûke illâ bi-şey’in kad ketebehullâhü lek. Ve levic-teme’û ‘alâ en yedurrûke bi-şey’in lem yedurrûke illâ bi-şey’in kad ketebehullâhü ‘aleyk. Rufi’atil-aklâmü ve ceffetis-suhuf.
Meali:”Bil ki! Eğer bütün ümmet (tüm insanlar) sana fayda vermek için bir araya gelse, Allah’ın senin için yazdığından başka bir fayda veremezler. Eğer sana zarar vermek için bir araya gelseler, yine Allah’ın senin aleyhine yazdığından başka bir zarar veremezler. Kalemler kaldırılmış, sayfalar kurumuştur.” (Tirmizî, Kıyamet, 59)
Siber saldırılar, nükleer tehditler veya ekonomik krizler... Dünyanın tüm devletleri bir araya gelip size zarar vermek istese, Allah kaderinize o zararı yazmadıysa canınızı bile yakamazlar. Bu şuur, kalpteki insan ve teknoloji korkusunu siler, yerine teslimiyet huzuru getirir.
3.    İnsanın Acziyeti ve Allah’ın Yüceliği
Ağır sanayinin devasa makinelerine bakıp insanın çok büyük bir güç elde ettiğini düşünebiliriz. Ancak küçücük bir virüsün (koronavirüs döneminde gördüğümüz gibi) veya gözle görülmeyen bir mikroorganizmanın, tüm o ağır sanayiyi, fabrikaları ve uçuşları nasıl durdurabildiğini unutmamalıyız. İnsan hâlâ bir deprem, bir tayfun veya bir tsunami karşısında tamamen çaresizdir.
İlgili Ayet
Allah, insanın bu yapay gücüne aldanmaması gerektiğini şöyle hatırlatır:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
Okunuşu: Yâ eyyühen-nâsü entümül-fukarâü ilallâh, vallâhü hüvel-ganiyyül-hamîd.
Meali:Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaç olan fakirlersiniz. Allah ise hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Ganiy) ve her türlü övgüye layık olandır. (Fâtır Suresi, 15. Ayet)
Korkularımızı Nasıl Giderebiliriz?
Teknolojik ve askeri güçlerin gölgesinde ezilmemek ve korkuları yenmek için şu adımları hayatımıza aktarabiliriz:
•    Bakış Açısını Değiştirmek: Teknolojiyi üreten insana değil, insana o aklı, o maddeleri ve o fizik kurallarını bahşeden Allah’a odaklanın. Siber dünyayı ve ağır sanayiyi yöneten yapay ya da insani zekalar, Allah’ın “Alîm” (Her şeyi bilen) isminin çok küçük bir tecellisidir.
•    Hasbünallah Duasına Sarılmak: Gelecek, savaşlar veya teknolojik kaos sizi korkuttuğunda, Sahabelerin en zor anlarda (Düşman ordularının üzerlerine geldiği haberini aldıklarında) söylediği şu ayeti dilinizden düşürmeyin:
حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
Okunuşu: Hasbünallâhü ve ni’mel-vekîl.
Meali:”Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” (Âl-i İmran, 173)
•    Fiili ve Kavli Dua: Elbette dünya şartlarında tedbirimizi alacağız (fiili dua), ancak sonucun yalnız ve yalnız Allah’ın elinde olduğunu bilerek O’na sığınacağız (kavli dua).
İçiniz rahat olsun; tanklar, füzeler, yapay zekalar ve fabrikalar ne kadar büyürse büyüsün, hepsi Allah’ın mülkünün içinde, O’nun koyduğu atomik sınırlara mahkumdur. Mülkün sahibi O’dur ve O’nun izni olmadan yaprak dahi kıpırdamaz. Senin ömrün yüz sene ise o yaşını mutlaka bulacaksın korkma, sen hayırlı ömür hayırlı ölüm işte.
Takdir edilmiş ölüm zamanı geldiğinde nerede olursanız olun, ölüm size ulaşacaktır.
أَيْنَمَا تَكُونُوا يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ
(Nisâ Suresi, 78. Ayet): ”Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! 
Kaçtığınız ölüm, mutlaka size ulaşacaktır.
قُلْ إِنَّ الْمَوْتَ الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مُلَاقِيكُمْ ۖ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
(Cumua Suresi, 8. Ayet): “Şöyle de: ‘Biliniz ki, kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm, muhakkak gelip size çatacaktır. Sonra akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz, O da size yapıp etmiş olduklarınızı bildirecektir.’”
“Her toplumun bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde artık onu ne bir an erteleyebilirler ne de öne alabilirler.”
Bu anlayışa göre:
Ölüm mutlak bir gerçektir: Kişinin yaşam süresi, doğumundan önce takdir edilmiştir.
İrade ve Tedbir: İnsanlar kendilerini korumak için tedbir alırlar, sağlıklı yaşamaya çalışırlar veya tehlikelerden kaçınırlar; ancak bu tedbirler “eceli” değiştirmek için değil, yaşamın bir gereği ve sorumluluğu olarak görülür.
Teslimiyet ve Huzur: Bu inanç, mümin için bir bakıma tevekkül ve huzur kaynağıdır. “Vakti gelmeden ölüm gelmez” düşüncesi, gereksiz korkulardan uzaklaşmayı ve hayata anlam katmaya odaklanmayı sağlar.
A’râf Suresi, 34. Ayet
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ ۖ فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً ۖ وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Meali: “Her toplumun bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman, onu ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.”
Yûnus Suresi, 49. Ayet
قُل لَّا أَمْلِكُ لِنَفْسِي ضَرًّا وَلَا نَفْعًا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ ۗ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ ۚ إِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً ۖ وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Meali: “De ki: ‘Allah dilemedikçe, ben kendime bir zarar verme veya bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Her toplumun bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman, onu ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.’”
Bu ayetler, insanın kendi yaşam süresi üzerinde mutlak bir hakimiyetinin olmadığını ve tüm bu sürecin ilahi bir irade ve bilgi dahilinde gerçekleştiğini vurgular.
Orhan GÜLER