Kıymetli dostlar, bugün “Salih amel’e” ve kötü amel’e” değişik pencereden bakmaya çalışacağız inşallah, konuyu sonuna kadar takip ederseniz sizlerde çevrenizde etki alanı oluşturursunuz diye düşünüyorum.
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
“İman edip salih ameller (iyi işler) yapanlar ise cennet ehlidirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara 82)
Asr Suresi, 1-3. Ayetler
وَالْعَصْرِ. إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ. إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
“Asra (zamana) yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır (onlar ziyanda değildir).”
Salih amel, sadece “yapılan iyi iş” değildir, o, kul ile yaratıcısı arasındaki anlam köprüsüdür. Salih ameli “ucuz” olmaktan kurtaran, onu zirveye taşıyan bileşenleri şöyle analiz edebiliriz:
Modern dünyada “sadaka” deyince akla sadece para geliyor; ancak salih amel, sistemin açıklarını kapatmaktır.
Bir işi “ucuz” kılan şey, dışarıdan nasıl göründüğü değil, içindeki niyetin nereye odaklandığıdır. Eğer bir insan, “İnsanlar ne kadar dahi olduğumu görsün, alkışlasın, şöhret olayım” derse; yaptığı iş dünyevi bir ticarete dönüşür.
Bir mucit düşünün, odasında tek başınayken “Allah’ım, bu icat insanların derdini hafifletecek, Sen onların huzurunu seversin, ben de bu hizmeti Senin rızan için yapıyorum” dediği an, yaptığı iş ibadet statüsüne yükselir. Salih amelin “pahalı” ve değerli olması, niyetin sadece Allah’a endekslenmesiyle başlar.
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
“De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’âm 162)
Ameller Niyetlere Göredir
إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى
“Ameller ancak niyetlere göredir. Herkesin niyeti ne ise, karşılığını onu alır.(Buhârî, Bedü’l-vahy, 1; Müslim, İmâre, 155)
Allah’ın İnsanlarda Baktığı Yer
إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ
“Şüphesiz Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize (niyetlerinize) ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33)
Niyetin Amelden Üstünlüğü
نِيَّةُ الْمُؤْمِنِ خَيْرٌ مِنْ عَمَلِهِ
“Mü’minin niyeti, amelinden (yaptığı işten) daha hayırlıdır.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 5942)
İhlas; amelini başkalarının gözünden “saklayabilme” gücüdür. Yaptığın işi insanlığın hizmetine sunarken; Gösterişten arınmışsa, Karşılık beklemiyorsa, sürekliliği varsa (Sadece bir kere yapıp bırakmıyor, o buluşun faydası nesillere yayıyorsa) İşte bu noktada o amel, “sıradan bir yardım” olmaktan çıkar ve bir “sadaka-i cariye” (devam eden sadaka) hükmüne geçer. Bu, salih amelin en yüksek mertebesidir.
“İhsan” Bilinciyle İnşa Etmek
Hazreti Peygamber’in (sav) tanımıyla ihsan; ”Allah’ı görüyormuşsun gibi yaşamak”tır.
İhsan Hadisi
عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: ... قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنِ الْإِحْسَانِ؟ قَالَ: أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ.
“An Ömeri’bni’l-Hattâbi radıyallâhü anh kâle: ... Kâle: Fe-ahbirnî ani’l-ihsân? Kâle: En ta’budallâhe ke-enneke terâh, fe-in lem tekün terâhü fe-innehû yerâke.”
“Hz. Ömer (r.a.) şöyle anlatır: (Hz. Cebrail, Peygamber’e) ‘Bana ihsanı anlat’ dedi. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘İhsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi O’na ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni mutlaka görmektedir.’” (Müslim, İmân, 1; Buhârî, İmân, 37)
O mucit, laboratuvarında o cihazın her vidasını sıkarken, her kodunu yazarken; “Allah şu an beni görüyor, bu işin en sağlamını, en faydalısını, en dürüstünü yapmalıyım” diyorsa, işte bu, amelin kalite standardıdır. Salih amel, alelacele yapılmış, yarım yamalak bir iş değil, bilakis en mükemmel ve en kusursuz şekilde sunulan bir “sanat eseri” gibidir.
Faydanın Derinliği
Salih amel, bir başkasının hayatına dokunduğu an “pahalı” hale gelir.
Ucuz amel: Sadece kendi ibadetlerini yapıp köşesine çekilmek (Bu değerlidir ama sınırlıdır).
Pahalı (Yüksek Değerli) Amel: Bir insanın, bir toplumun hayatını değiştirecek, zorluğu kolaylaştıracak, karanlığa ışık tutacak bir “iyilik mimarisi” inşa etmek.
O mucidin icadı, binlerce insanın hayatını kolaylaştırıyorsa, o mucit öldükten sonra bile o makineler çalıştığı, insanlar dua ettiği sürece onun amel defteri kapanmaz. İşte bu, zamana ve ölüme meydan okuyan bir salih ameldir.
Salih amelin “ucuz” olmaması için;
Niyetin halis (içten), İşin sağlam (ihsan üzere), Faydanın kalıcı (sadaka-i cariye) olması gerekir.
Bir insan yaptığı işi, sadece Allah’a sunulmuş bir “hizmet mektubu” olarak gördüğünde, o amel artık paha biçilemez bir hazineye dönüşür.
Salih amelin “ucuz” olmaması, onun etkisinin genişliği, kalıcılığı, toplumsal dokuya kattığı değerle doğrudan ilgilidir. Sadece bireysel bir ibadet olmaktan çıkıp, medeniyet inşa eden, yaraları saran ve sistemi iyileştiren “ağır sıklet” salih ameller şunlardır:
“Sadaka-i Cariye” (Kalıcı Eserler)
Bunlar, siz hayattayken başlattığınız ancak sizden sonra da etkisi devam eden, “zincirleme iyilik” sağlayan işlerdir.
Bilgi ve Teknoloji Üretimi: Az önce bahsettiğimiz mucit gibi, insanların hayatını kolaylaştıran, karanlığı aydınlatan, suyu temizleyen veya verimliliği artıran her türlü buluş.
İlmi Miras: İnsanlığın faydasına olacak bir kitap yazmak, faydalı bir eğitim modeli kurmak veya bir ilim merkezine (vakıf, kütüphane, laboratuvar) öncülük etmek.
Altyapı Hizmetleri: Bir okul, hastane, su kuyusu veya barınak gibi insanların temel ihtiyacını nesiller boyu karşılayacak yapılar inşa etmek veya bunların kurulmasına vesile olmak.
“İslah Edici” Ameller (Arabuluculuk ve Toplumsal Barış)
Toplumun huzurunu bozan çatlakları kapatmak, Allah katında en yüksek değerlerden biridir.
Toplumsal Uzlaşma: İki düşman grubu, iki küs aileyi veya çatışan tarafları barıştırmak. “Arabuluculuk” bir salih ameldir ve toplumun geleceğine yatırımdır. Bugün dünya devletlerini savaşanlarını barıştırmak iyi bir Salih ameldir.
Adaleti Ayakta Tutmak: Bir haksızlığa karşı “haklıdan yana” duruş sergilemek, güçsüzün hakkını savunmak, hukuksuzluğa karşı onurlu bir tavır takınmak. Bu, dünyayı ayakta tutan temel direktir.
“İnsan İnşası” (Eğitim ve Rehberlik)
Bir insanın kalbine dokunup onun potansiyelini açığa çıkarmak, bir medeniyet kurmaktan daha zor ama çok değerlidir. Bir insanın kalbine dokunurken hastanelerde hasta ziyareti, hapishanelerde mahkum ziyareti, evlerde veya yaşlıların bulunduğu bakım evlerinde küçük bir dokunuş, zorda olan muhtaç birilerinin yanında olmak, onların dertlerini paylaşma insan inşasında müthiş etki yaratan davranıştır.
Nesil Yetiştirmek: Bir çocuğu, bir genci veya bir öğrenciyi, vatanına, milletine ve insanlığa faydalı, ahlaklı ve donanımlı bir birey olarak yetiştirmek.
Kişisel Gelişim Desteği: Birinin içindeki yeteneği keşfetmesine yardım etmek, ona doğru yolu göstermek, bir karanlık anında elinden tutup ayağa kaldırmak. Bu, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturunun özüdür.
“Zayıfı Korumak” (Toplumsal Refah)
Modern dünyada “sadaka” deyince akla sadece para geliyor, ancak salih amel, Allahın (CC) rızasına uygun sistemin açıklarını kapatmaktır.
Fırsat Eşitliği Sağlamak: Yoksul ama zeki bir öğrenciye burs imkanı yaratmak, işsiz birine iş kapısı açmak, bir girişimcinin önündeki engelleri kaldırmak.
Doğayı ve Canlıyı Korumak: Çevreyi temiz tutmak, hayvanlara merhamet göstermek, kaynakları israf etmemek. Yeryüzü emanetini korumak, Allah’ın mülküne duyulan saygının en somut göstergesidir.
“Duruş ve Örnek Olmak” (Temsil)
Bazen en büyük salih amel, yapıp ettiklerinizden ziyade, kim olduğunuzdur.
Güvenilirliğin Sembolü Olmak: İş hayatında “sözü senet olan”, dürüstlüğüyle ticaretin ahlakını değiştiren bir figür olmak. İnsanların sana baktığında güven duyduğu bir karakter inşa etmek, toplumda “huzur” üreten bir salih ameldir.
“Ucuz Olmayan” Amel Nasıl Seçilir? (Ölçeklendirme)
Bu amellerin hangisinin daha “pahalı” olduğunu anlamak için şu üç soruya bakabilirsin:
Etki Alanı: Bu iş sadece bana mı fayda sağlıyor, yoksa binlerce kişiye mi?
Kalıcılık: Ben öldükten sonra bu işin meyveleri hâlâ toplanıyor mu?
Zorluk Derecesi: Bu işi yaparken nefsimin konfor alanını ne kadar zorladım? (Zorlandığın, emek verdiğin, sabrettiğin her işin değeri katlanır.)
KÖTÜ AMEL
“Kötü amel” dediğimizde, İslam ahlak geleneğinde sadece kişisel bir günah işlemekten değil, bir yapıyı, bir ruhu veya bir toplumun geleceğini yıkmaktan bahsediyoruz. Bunlar “büyük” kabul edilir çünkü etkileri sadece şahsı bağlamaz, dalga dalga yayılarak toplumsal güveni ve huzuru zehirler.
İşte “ucuz” olmayan, etkisi ağır ve yıkıcı olan o büyük kötülükler:
“İnsan İnşasını” Yıkmak (Fesad)
En büyük yıkım, insanı insan yapan değerlerin köküne kibrit suyu dökmektir.
İnsanları Umutsuzluğa Sürüklemek: Bir gencin, bir mazlumun veya bir emekçinin hayatındaki “inancı” ve “umudu” kırmak, ona “ne yaparsan yap değişmeyecek” diyerek ruhunu öldürmek, en ağır toplumsal cinayetlerden biridir.
Zihinleri Zehirlemek: İlim, bilgi veya medya gücünü kullanarak kitleleri yalanla beslemek, onları birbirine düşman etmek ve hakikati örtbas etmek.
“Güven Mekanizmasını” Parçalamak
Toplum, görünmez bir güven ağıyla ayakta durur. Bu ağı kesen her amel, o toplumun çöküşünün başlangıcıdır.
Hıyanet (Emanete İhanet): Bir topluluğun, bir kurumun veya bir insanın güvenip teslim ettiği yetkiyi, parayı veya bilgiyi kendi çıkarı için kullanmak. Bu, “toplumsal sözleşmenin” yırtılmasıdır.
Adaleti Çarpıtmak: Güçlünün hatasını örtüp zayıfın hakkını yemek. Adalet mekanizmasının işleyişini bozmak, sadece bir kişiye değil, toplumun tüm adalet duygusuna yapılan bir saldırıdır.
إِنَّمَا أَهْلَكَ الَّذِينَ قَبْلَكُمْ، أَنَّهُمْ كَانُوا إِذَا سَرَقَ فِيهِمُ الشَّرِيفُ تَرَكوهُ، وَإِذَا سَرَقَ فِيهِمُ الضَّعِيفُ أَقَامُوا عَلَيْهِمُ الْحَدَّ، وَايْمُ اللَّهِ، لَوْ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ مُحَمَّدٍ سَرَقَتْ لَقَطَعْتُ يَدَهَا
”İnnemâ ehleke’llezîne kablekum, ennehum kânû izâ sereka fîhimu’ş-şerîfu terekûhu, ve izâ sereka fîhimu’d-daîfu ekâmû aleyhimu’l-hadde, ve ymu’llâhi, lev enne Fâtımete binte Muhammedin serekat le-katectu yedehâ.”
”Sizden öncekilerin helâk olmalarının sebebi şudur: İçlerinden zengin, soylu ve güçlü biri hırsızlık yaptığında onu serbest bırakırlar, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yaptığında ise ona cezayı uygularlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, kesinlikle onun da elini keserdim.” (Buhârî, Hudûd 11, 12,Müslim, Hudûd 8)
“İsrafın En Büyüğü”: Potansiyeli Öldürmek
İnsanlığın elindeki en değerli sermaye, insandır. Bu sermayeyi çürütmek en büyük kötülüktür.
Tembelliği ve Ataleti Teşvik Etmek: İnsanları üretmekten, düşünmekten ve çalışmaktan alıkoyacak bir düzen kurmak veya bunu teşvik etmek. İnsan yeteneklerini körelten her türlü sistemik baskı, “büyük” bir kötülüktür.
Düşünceyi Sansürlemek: İyi ve doğru bir fikrin, bir buluşun veya bir çözümün ortaya çıkmasını engelleyerek, toplumun gelişimine set çekmek.
“Kalp Kırmak” ve “Kibirle Aşağılamak”
İnsanlık onuruna yapılan her saldırı, Allah’ın yarattığı en kıymetli esere yapılan bir saldırıdır.
İstismar: Güç kullanarak (fiziksel, ekonomik veya psikolojik) başkalarını kendine köleleştirmek, sömürmek veya kullanmak.
Kibir (Haksız Üstünlük): Kendini diğerlerinden “daha üstün” görüp, başkalarını küçümsemek ve yaşam hakkına müdahale etmek. Bu, bütün kötülüklerin kökenidir.
“Toplumsal Hafızayı ve Kültürü Silmek”
Bir toplumun köklerini, değerlerini ve birbirine bağlanma biçimlerini ortadan kaldırmak.
Nifak Tohumu Ekmek: İnsanların arasına fitne sokmak, onları birbirine karşı kışkırtmak, aileleri parçalamak ve kardeşlik bağlarını koparmak. Bu, toplumun “sosyal dokusunu” çürütür.
Büyük Kötülüğün Anatomisi (Neden “Büyük”?)
Bir amelin “büyük bir kötülük” olabilmesi için genellikle şu üç unsur bir araya gelir:
Etki Alanı: Verdiği zarar sadece failin kendisine değil, çok daha geniş kitlelere yayılan bir “virüs” gibidir.
Kalıcılık: Yaptığı tahribat kolay kolay onarılamaz (örneğin bir gencin hayallerini söndürmek veya bir toplumsal barışı bozmak).
İradilik: Bu kötülükler genellikle “bilinçli, planlı ve sistemli” yapılır. Bir anlık gaflet değil, bir stratejidir.
Özetle: Salih amel, “inşa eden ve dirilten” bir güçtür; büyük kötülük ise “çürüten, yıkan ve boğan” bir karanlıktır. Biri dünyayı güzelleştirmek için “hizmet” üretirken, diğeri her şeyi kendi “nefsine” kurban etmek için sistemi bozar.
İnsanların duygusunu sömürmek, az önce konuştuğumuz “büyük kötülükler” listesinde, aslında etkisi en “sinsi” ve yıkıcı olanların başında gelir. Neden mi? Çünkü bu kötülük, insanın en mahrem ve savunmasız alanına, yani güven duygusuna saldırır.
Bunu neden “büyük bir kötülük” olarak kategorize ediyoruz? İşte anatomisi:
İnsanın “İç Kale”sini Yıkmak
İnsan, duygusal bir varlıktır. Birine güvendiğinde, kalbinin kapılarını açtığında veya inandığı bir değer uğruna fedakârlık yaptığında “savunmasız” hale gelir. Duyguyu sömüren kişi, bu savunmasızlığı bir fırsat olarak görür. Bir insanın güvenini kırarsanız, o kişi sadece size olan inancını yitirmez; “İnsanlara güvenilmez” düşüncesini benliğine kazır. Bu, toplumsal güveni temelden sarsan bir domino etkisidir.
“Anlam” ve “Değer”i Değersizleştirmek
Duygu sömürüsü, yüce değerleri (merhamet, acıma, sadakat, inanç) bir ticari meta haline getirir.
Örneğin; bir yardım kuruluşunun veya bir davayı savunma görüntüsünün arkasına saklanıp, insanların “yardım etme dürtüsünü” kendi menfaati için kullanan birisi, gerçek ihtiyaç sahiplerinin hakkını gasp etmiş olur.
Bu durum, toplumda “Acaba bu da mı yalan?” şüphesini doğurur. Neticede, gerçekten yardıma muhtaç olanlar, insanlar “sömürülmekten korktukları” için yardımsız kalır. İyilik yapma arzusu ölür.
Ruhsal Travma ve “Kurban”ın Çöküşü
Duygu sömürüsüne maruz kalan kişi, gerçeği anladığında sadece maddi veya manevi kayba uğramaz; aynı zamanda “kendini aptal gibi hissetme” travmasıyla baş başa kalır. Bu, insanın özsaygısını zedeleyen çok ağır bir yıkımdır. Sömürücü, kurbanın sadece parasını veya emeğini değil, yaşama sevincini ve insanlara olan inancını da çalmış olur.
Neden Çok Tehlikelidir?
Görünmezdir: Fiziksel bir şiddet gibi iz bırakmaz, bu yüzden kanıtlanması ve yargılanması zordur.
Manipülatiftir: Sömüren kişi, mağduru genellikle “kendi rızasıyla” sömürür. Mağdura öyle güzel bir kılıf sunar ki, mağdur sömürüldüğünü fark ettiğinde çok geç olmuş olur.
Süreklidir: Bir kez duyguyu sömürüp başarıya ulaşan biri, bunu bir “yöntem” haline getirir. Bir tür “duygusal avcı” olur.
“Büyük” Kötülüklerin İttifakı
Duygu sömürüsü tek başına kalmaz, genellikle diğer büyük kötülüklerle el ele çalışır:
Yalan: Sömürü için sahte bir hikaye uydurulur.
Emanete İhanet: Karşı tarafın size duyduğu o saf güven, bir emanettir. Sömürü, o emaneti çiğnemektir.
İnsanları Umutsuzluğa Sürüklemek: “İyi niyetin dünyada karşılığı yokmuş” dedirtmek, bir toplumu birbirine yabancılaştıran en büyük zehirdir.
İnsanların duygusunu sömürmek, sadece bireysel bir ahlaksızlık değil, toplumsal iyiliği felç eden bir virüstür. Çünkü iyi insanların iyilik yapma motivasyonunu içeriden çürütür.
Bu iki zıt kutbu, Kur’an ve sünnetin rehberliğinde, “inşa eden” (salih) ve “yıkan” (kötü) olarak ele alalım.
Salih Amel (İnşa Eden ve Baki Kalan)
İslam’da salih amel, sadece yapılan eylem değil; o eylemin iman ile kök salması, ihlas ile beslenmesi ve toplumsal fayda ile meyve vermesidir.
Salih Amelin “Kalıcılığı” ve Değeri
Kur’an-ı Kerim, geçici dünya hayatında yapılan salih amelleri, ahiretteki “baki” kazançlar olarak tanımlar.
الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا
“Mal ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak olan salih ameller ise, Rabbinin katında hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha layıktır.” (Kehf, 46)
Salih Amelin “Sürekliliği” (Sadaka-i Cariye)
İnsanın ölümünden sonra bile amel defterinin kapanmaması, topluma bıraktığı faydalı mirasla ilişkilidir.
إِذَا مَاتَ الْإِنْسَانُ انْقَطَعَ عَمَلُهُ إِلَّا مِنْ ثَلَاثَةٍ: مِنْ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ
“İnsan öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç şey hariç: Sadaka-i cariye (kalıcı hayır), kendisinden istifade edilen bir ilim ve kendisine dua eden hayırlı bir evlat.” (Müslim, Vasiyye, 14)
İnsan Duygusunu Sömürmek (Büyük Bir Kötülük)
Duygu sömürüsü, güveni (emaneti) temelden yıktığı için İslam’da münafıklık alametleriyle ilişkilendirilmiş ağır bir suçtur.
Emanete ve Güvene İhanet
İnsanların size duyduğu güven bir emanettir. Bu güveni suistimal ederek duygu sömürüsü yapmak, emanete hıyanettir.
آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ
“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner ve kendisine bir şey emanet edildiğinde ona hıyanet eder.” (Buhârî, Îmân, 24)
Hakikatle Batılı Karıştırmak
Duygu sömürenler, genellikle “yardım” veya “iyilik” maskesi takarak insanları aldatırlar. Bu, Kur’an’da şiddetle yasaklanan bir durumdur.
وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
“Hakkı batılla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.” (Bakara, 42)
Kötü Amellerin Sonu (Yıkım)
Toplumsal barışı bozan, fitne çıkaran ve insan onurunu hedef alan kötü ameller, Allah katında ağır bir sorumluluktur.
Bozgunculuğun (Fesad) Vebali
Toplumsal düzene, güvene ve insan huzuruna zarar veren eylemlerin sonucu hüsrandır.
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ
“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) yüzünden karada ve denizde fesat (bozukluk) ortaya çıkmıştır...” (Rûm, 41)
Kötülüğün Yayılmasına Karşı Uyarı
Bir toplumda kötülük sessizlikle karşılanırsa veya sömürü normalleşirse, o toplumun felaketi kaçınılmaz olur.
مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ
“Sizden, kötülüğü eliyle düzeltmeye gücü yeten onu eliyle düzeltsin; gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; ona da gücü yetmiyorsa kalbiyle (buğz etsin). Bu ise imanın en zayıf mertebesidir.” (Müslim, Îmân, 78)
Özetle; Salih Amel: Hayatı ve insanlığı “inşa eden”, sürekliliği olan, Allah rızası ve ihlas ile yapılan (Sadaka-i Cariye örneğindeki gibi) işlerdir.
Kötü Amel: İnsanların saf duygularını ve güvenini sömüren, “emanete hıyanet” ederek toplumsal güveni parçalayan (Nifak ve Fesad örneğindeki gibi) işlerdir.
İslam, bir Müslüman’dan sadece “günah işlememesini” değil, aynı zamanda toplumun “inşa edicisi” olmasını bekler. Sömürü, inşa sürecini sabote eden bir “anti-amel”dir.
Orhan GÜLER
ORHAN GÜLER'İN KÖŞE YAZISI "SALİH AMEL"
ORHAN GÜLER'İN KÖŞE YAZISI "SALİH AMEL"
YORUMLAR
