A52 TV “İkiye Bir” Programında Madencilik Gündemi Masaya Yatırıldı: “Ordu’nun %74’ü Ruhsatlandırılmış Durumda”
Ünye’de uzun yıllardır yayın hayatını sürdüren A52 TV ekranlarında her hafta pazartesi günü saat 16.00’da izleyicilerle buluşan “İkiye Bir” programının bu haftaki konuğu Fatsa Doğa ve Çevre Derneği Başkan Yardımcısı Aleattin Yılmazer oldu. Programın moderatörlüğünü Zeki Fidan ve Faruk Ateş üstlenirken, Ordu genelinde son dönemde yoğun şekilde tartışılan madencilik faaliyetleri tüm yönleriyle ele alındı.
Özellikle Ordu’nun büyük bir bölümünün maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı yönündeki iddialar kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, programda hem teknik hem de toplumsal boyutlarıyla konu detaylı şekilde değerlendirildi.
⸻
“Ordu’nun %74’ü Maden Ruhsatlı Alan”
Programda ilk olarak mevcut tabloya dair verileri paylaşan Aleattin Yılmazer, Ordu’nun toplam yüzölçümünün yaklaşık 550 bin hektar olduğunu hatırlatarak, bunun %74’lük kısmının dördüncü grup maden ruhsatları kapsamında ruhsatlandırıldığını söyledi. Bu durumun son derece ciddi bir tablo ortaya koyduğunu ifade eden Yılmazer, söz konusu verilerin TEMA Vakfı’nın 2021-2022 raporlarına dayandığını ve kaynağının Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü olduğunu belirtti.
Yılmazer, bu verilerin bugüne kadar resmi kurumlar tarafından doğrudan yalanlanmadığını ancak kamuoyuna farklı şekillerde sunularak tartışmanın yönünün değiştirilmeye çalışıldığını savundu.
⸻
Madencilik Sürecinin Tarihsel Arka Planı
Madencilik faaliyetlerinin Karadeniz Bölgesi’nde yeni olmadığını belirten Yılmazer, özellikle 1988 yılında Maden Kanunu’nda yapılan köklü değişiklikle birlikte sürecin hız kazandığını ifade etti. Bu değişiklikle yabancı şirketlerin Türkiye’de maden arama ve işletme faaliyetlerine daha kolay erişim sağladığını dile getiren Yılmazer, o tarihten bugüne kadar maden kanununun 23 kez değiştirildiğini vurguladı.
Her değişiklikte şirketlerin önünü açan düzenlemelerin yapıldığını savunan Yılmazer, “Bugün geldiğimiz noktada şirketler çok daha kolay ruhsat alabiliyor, çok daha kolay faaliyet yürütebiliyor. Denetim mekanizmaları ise aynı hızda güçlenmedi” dedi.
⸻
Fatsa Altın Madeni Örneği
Konuşmasında somut bir örnek olarak Fatsa’daki altın madeni sürecine değinen Yılmazer, 2008 yılında başlatılan çalışmaların 2013 yılında ÇED raporlarının onaylanmasıyla birlikte hız kazandığını belirtti. O dönemde madenciliğin “kalkınma” ve “istihdam” söylemleriyle topluma anlatıldığını ifade eden Yılmazer, bugün gelinen noktada bu söylemlerin karşılık bulmadığını söyledi.
“İnsanlara bir kalkınma masalı anlatıldı. Ancak bugün baktığımızda o masalla anlatılanlarla sahadaki gerçekler örtüşmüyor. İnsanlar bunu gördükçe tepkiler de artıyor” ifadelerini kullandı.
⸻
Toplumsal Tepki ve Görüş Ayrılıkları
Programda toplumdaki farklı yaklaşımlara da değinen Yılmazer, bazı vatandaşların madenciliğe kesin şekilde karşı çıktığını, bazı kesimlerin ise ekonomik kalkınma gerekçesiyle destek verdiğini belirtti.
Bu noktada eleştirilere açık olduklarını ifade eden Yılmazer, “Bize inanmayanlar gidip Fatsa Yukarıtepe Köyü’nü yerinde görsün. Orada yaşayan insanların ne düşündüğünü dinlesin. Biz çevreci değiliz, biz bu toprağın insanıyız ve toprağımızı korumaya çalışıyoruz” dedi.
⸻
“Üretim Kültürü Yok Sayılamaz”
Ünye Ziraat Odası’nda gerçekleştirilen bir toplantıya da değinen Yılmazer, Ziraat Odası Başkanı Osman Sarıkahraman’ın “Fındığın solcusu, pancarın ülkücüsü yok” sözünü hatırlattı. Bu sözün bölge insanının ortak değerlerini yansıttığını belirten Yılmazer, Karadeniz insanının üretim gücüne dikkat çekti.
Türkiye’nin en önemli tarımsal ihracat kalemlerinden biri olan fındığın büyük bölümünün Karadeniz’de üretildiğini ifade eden Yılmazer, yıllık yaklaşık 2,5 milyar dolarlık bir ekonomik katkı sağlandığını söyledi. “Biz üreten bir toplumuz, bu kültürü kimse yok sayamaz” diye konuştu.
⸻
Madenciliğin Doğaya Etkisi: “Tüm Yüzey Tıraşlanır”
Madenciliğin teknik boyutuna da değinen Yılmazer, sürecin ilk aşamasının yüzeydeki tüm doğal varlıkların ortadan kaldırılması olduğunu belirtti. Karadeniz’de yaklaşık 200 bin yıllık doğal ormanların bulunduğunu hatırlatan Yılmazer, madencilik faaliyetlerinin bu alanları tamamen yok ettiğini söyledi.
Madencilikte yalnızca hedeflenen metalin değil, bulunduğu tüm yapının kazındığını ifade eden Yılmazer, bu süreçte toprağın yapısının geri dönüşü zor şekilde bozulduğunu dile getirdi.
⸻
Altın Madenciliği ve Siyanür Gerçeği
Altının doğada tek başına bulunmadığını, genellikle cıva ve kurşun gibi ağır metallerle birlikte yer aldığını belirten Yılmazer, bu nedenle ayrıştırma sürecinde kimyasal işlemler kullanıldığını söyledi.
Altın üretiminde siyanürün yaygın olarak kullanıldığını ifade eden Yılmazer, bu maddenin son derece tehlikeli olduğunu vurguladı. Siyanürün, vücutta oksijen taşınmasını engelleyerek ani ölümlere yol açabildiğini belirten Yılmazer, “Bir ton topraktan yaklaşık 1-1,5 gram altın elde ediliyor. Bu da ne kadar büyük bir alanın kazıldığını gösteriyor” dedi.
⸻
Atık Sorunu ve “Asit Maden Drenajı” Riski
Madencilik faaliyetlerinin en büyük risklerinden birinin atık yönetimi olduğunu belirten Yılmazer, kullanılan kimyasalların ve ortaya çıkan ağır metallerin doğada uzun yıllar kaldığını ifade etti.
“Asit maden drenajı” olarak bilinen sürece dikkat çeken Yılmazer, yağmur ve kar sularının bu atıklarla temas ederek ağır metalleri çözmeye devam ettiğini ve bunun su kaynaklarına karıştığını söyledi.
Bu durumun kısa vadede fark edilmese de uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Yılmazer, ağır metallerin besin zinciri yoluyla insan vücuduna geçtiğini vurguladı.
⸻
“Ağır Metal Kirliliğinin Tedavisi Yok”
Ağır metal kirliliğinin etkilerinin hemen ortaya çıkmadığını ancak yıllar içinde birikerek ciddi hastalıklara neden olabileceğini ifade eden Yılmazer, bu durumun en tehlikeli yönünün de bu olduğunu söyledi.
“Balıkla, suyla, hayvansal ürünlerle bu metaller vücudumuza giriyor. İlk etapta bir şey olmuyor ama yıllar sonra ciddi sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Üstelik bu birikimi ortadan kaldıracak etkili bir tedavi yöntemi de yok” dedi.
⸻
Resmi Açıklamalar ve Veri Tartışması
Yılmazer, İletişim Başkanlığı’nın kazı alanlarının %1-2 seviyesinde olduğu yönündeki açıklamalarına da değinerek, bu ifadelerin teknik olarak hatalı olduğunu savundu.
Mevzuatta “kazı alanı” diye bir tanım bulunmadığını, yalnızca “ruhsat alanı” ve “ÇED alanı” gibi kavramların yer aldığını belirten Yılmazer, “Biz ruhsatlandırılmış alanı söylüyoruz. Onlar ise yapılan kazı oranını söylüyor. Bu iki farklı şey” ifadelerini kullandı.
⸻
“Kamu Kurumlarının Tutumu Güven Zedeliyor”
Konuşmasının sonunda kamu kurumlarının veri paylaşımı konusundaki yaklaşımını eleştiren Yılmazer, şeffaflık eksikliğinin toplumda güvensizlik oluşturduğunu belirtti.
“Kamu kurumlarının daha açık ve net olması gerekiyor. Elimizdeki veriler kamuya ait ama biz bu verilere tam anlamıyla erişemiyoruz. Bu da tartışmaları daha da büyütüyor” dedi.
