Ünye Net Haber/Çakır Medya/Çakır Tv

ÖZ: KULLANMAK İSTEYEN BU KİTABA MÜRACAAT ETSİN

ÖZ: KULLANMAK İSTEYEN BU KİTABA MÜRACAAT ETSİN
06 Eylül 2021 - 23:33

EN DOĞRU ÖZET ÜNYE TARİHİ 2040 KİTABI’NDA
ÜNYELİ TARİH ARAŞTIRMACISI İRFAN DAĞDELEN HAZIRLADI, HASAN ÖZ 2040 KİTABI’NDA YAYINLADI

ÖZ: KULLANMAK İSTEYEN BU KİTABA MÜRACAAT ETSİN

2040 BAŞARILARIN ROMANI kitabında yazılan ÜNYE TARİHİ bölümünün bugüne kadar yazılanların içerisinde en gerçek bilgilerle yazıldığını iddia eden Yazar Hasan Öz, kullanmak isteyenler bu kitaba müracaat etsinler dedi.
ÜNYELİLER YAZDI, 2040, KAR TANELERİNDEN GÖKKUŞAĞINA, YENİ BİR DÜNYA, BAŞARILARIN ROMANI Kitabı’nı yayınlayıp dağıtımını kısa süre önce yapan Mustafa Hasan Öz yaptığı açıklamada Ünye Tarihi bilgilerinin gerçekliği hakkında şunları söyledi:
“Ünye Tarihi bir çok kitapta, bir çok kurumun web sayfalarında, bir çok yayın organında farklı şekillerde yayınlandı. Ancak internet sitelerinden kopyala yapıştır şeklinde derlenen bilgiler gerçek uzman tarihçilerin ortaya koyduğu tam doğru bilgiler değil ne yazık ki. Biz 2040 Kitabı’nı hazırlarken Ünyeli Uzman Tarihçi İrfan Dağdelen Bey’den Ünye Tarihi’ni özet olarak rica ettik. Kendisi de titiz bir araştırma ile hazırladığı bilgileri bize iletti ve kitabımıza koyduk. Ünye Tarihi bilgilerini doğru olarak edinmek isteyen herkes 2040 Kitabı’na müracaat edebilir ve bilgileri rahatlıkla kullanabilir.”

2040 Kitabı’nda yayınlanan özet Ünye Tarihi bilgileri şu şekilde:

ÜNYE TARİHİ
“Ünye’nin medeniyet yönünden en eski tarihi, M.Ö. XV binli yıllara kadar dayanmaktadır. Arkeolojik yönden çok az araştırılmış olan Orta Karadeniz Bölümünün kültür tarihinin alt paleolitik çağa kadar uzandığını, 1960’da İ.K. Kökten’in Ünye’nin doğusunda yer alan Yüceler köyü Cevizderesi taraçalarından elde ettiği çakmaktaşlarından anlamaktayız.
Arkeolojik kayıtlar dışında yazılı kaynaklarda Ünye ve çevresinde adı geçen ilk topluluk Kaşkalardır. M.Ö. 2000’lerde tarih sahnesine çıkan Kaşkalar, bugünkü Sinop ile Perşembe arasındaki bölgede yerleşmişlerdir. Yazılı belgelere göre varlıklarını M.Ö. 1650’den M.Ö. 700’e değin sürdürmüş bir Anadolu halkı olan Kaşkalar, Hititler için sürekli bir tehdit oluşturmuşlardır.
Hititlerle Kaşkalar’ın sınır komşusu olması yüzünden aralarında mücadele eksilmiyordu. Tokat ve civarı Hititler döneminde hem Kaşkalar’ın hem de Hititler’in hâkimiyeti altında, bu iki siyasi gücün bitmek bilmeyen mücadelelerinin cereyan ettiği bir saha içinde kalıyordu. Bir Hitit tabletinde ise “Biz güneşin denizden doğup, denizden battığı yerden geliyoruz” kaydı bulunmaktadır.
Hititlerin ardından bölgede Greklerin izlerini görmekteyiz. Miletoslular ise kolonizasyona Greklerden sonra başlamışlardır.
Miletosluların ardından Ön Asya Dünyasında İlk Türkler olarak bilinen Kimmerler ve İskitler’in bölgede hâkimiyetini görüyoruz.
M.Ö. 400’de Ünye’nin de içinde bulunduğu bugünkü Ordu bölgesinde Chaybesler, Terme civarında ise Amazonlar bulunmaktaydı.
M.Ö. 360’dan sonra bölgeye hâkim olan Persler, geniş toprakları kapsayan Kappadokia satraplığını kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayırmışlardır. Böylece Ünye, Kuzey Kappadokia satraplığı sınırları dâhilinde kalmış oluyordu.
Büyük İskender’in seferi ve takip eden yıllar esnasında Ünye ve çevresi yaklaşık 200 yıl kadar Pontus Krallığı’nın egemenliği altında kalmıştır. Pontus kralı II. Mithradates Ünye’de hakim bir tepe üzerine müstahkem bir kale inşa ederek, hem bölgenin hâkimiyetini sağlamış ve hem de Ünye-Niksar kervan yolunu denetim altına almıştır.
Roma ile Pontus arasında Mithradates Savaşlarından sonra Pontus zayıflamış ve Roma İmparatorluğu Ünye’ye hakim olmuştur. Büyük Roma imparatorluğu ikiye ayrılınca Ünye Doğu Roma İmparatorluğu’nun daha sonra tarih kitaplarında geçen ismiyle Bizans İmparatorluğu’nun sınırları içinde kalmıştır.
Ünye hakkında, Bizans kayıtlarında geçen en meşhur olay, ileride Bizans İmparatorluğu’nun başına geçecek olan Andronikos’un Ünye’de geçen sürgün yıllarıdır. Anadolu ve dünya tarihinin en renkli simalarından biri olan Andronikos Komnenos yaşamının bir bölümünü Trabzon ve Ünye’de geçirmiştir.
I. Andronikos Komnenos 1183’te İstanbul’da tahta çıkmadan önce kısa süreliğine Ünye kalesini tımar olarak elinde tuttu.
1071’de Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te kazandığı büyük zafer Türklere Anadolu’nun kapılarını açarak dünya tarihinin yeniden şekillenmesini sağlamıştır. Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın 1072’de bir Bizans ordusunu Kayseri yakınlarında yenmesiyle Orta Anadolu Türk yerleşimine açılarak Anadolu Selçuklu Devleti’nin temelleri atıldı.
Karadeniz bölgesinin genel olarak, Kuzeydoğu Karadeniz Bölgesi’nin özel olarak Türkleşmesi, Anadolu’nun topyekûn Türkleşmesi sürecinde değerlendirilmelidir. Karadeniz Bölgesi’ndeki Türk siyasi hâkimiyeti, Anadolu’nun kaderinde Selçuklu ailesi kadar önemli rol oynayan Danişmendoğulları Atabeyliği (1071-1178) zamanında başlamıştır. Merkezi Niksar olan Danişmendoğulları Atabeyliği, Bayburt, Kayseri, Sivas, Maraş, Elbistan, Ankara, Çankırı, Çorum, Amasya, Tokat, bir ara Ünye ve Bafra taraflarını ihtiva ediyordu. Sivas-Amasya Meliki Yağıbasan, Bizans’ın içinde bulunduğu kötü durumdan yararlanarak 1150 veya 1151’de Orta Karadeniz bölgesinde fetihlerde bulunarak Ünye, Samsun ve Bafra’yı zaptetti (1154) ve buraları haraca bağladı. Ancak Yağıbasan, Anadolu Selçuklu sultanı II. Kılıçarsalan’a karşı yeni bir ittifak kuran Bizans imparatoru Manuel’e 1157’de ele geçirdiği Bafra ve Ünye’yi iade edip Sultan I. Mesud’un damadı Danişmendli Zünnûn ve Zülkarney’in de yer aldığı ittifaka girdi. Ünye bir yıl sonra 1158’de II. Kılıç Arslan (1155–1192) zamanında tekrar Selçuklu hâkimiyetine geçti.
Sultan Alâeddin Keykubad 1237’de öldüğünde, Anadolu Selçuklu Devleti gücünün zirvesindeydi. Cengiz Hanı’nın Moğol ordusu bu yıllarda Ön Asya’yı tehdit eder hale gelmişti. Bu imparatorluğun bir parçası olan ve merkezi İran’da bulunan İlhanlı Devleti, Karadeniz’e hakim oldu. İlhanlı Hükümdarları Karadeniz’de hükümran oldukları yıllarda Samsun, Sinop ve Ünye’de kendi adlarına para bastırmışlardır. İlhanlı hükümdarından biri olan Muhammed Han Hicri 738’de Ünye’de kendi adına para bastırmıştır. 17 mm ve 1.000 gr ağırlığı olan paranın ön yüzünde ‘Lailahe İllallah Muhammed Rasulullah Ebu Bekir Ömer Osman Ali’ kaydı bulunmaktadır. Arka yüzünde ise ‘Es-Sultan’ül Alem Muhammed Halledehü Mülkehü ve Devletehü. Duribe Ünye Fi sene 738’ yazmaktadır. İlhanlıların Ünye’de para bastırması Ünye’nin o tarihlerde çok mühim şehirlerden biri olduğunu göstermesi açısından önemlidir.
Danişmendliler, Selçuklular, Bizans, Hacıemiroğulları ve Taceddinoğulları arasında devamlı gidip gelen Ünye, 1297’li yıllarda Çepni Türklerinin buraya yerleşmesi ile buradaki Türk hâkimiyeti perçinleşecektir.
Anadolu’da merkezi otorite boşluğundan dolayı Bizanslılar, Danişmendliler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçuklular, Trabzon Rum İmparatorluğu, Taceddinoğulları, Hacı Emiroğulları ve Osmanlılar arasında devamlı el değiştiren Ünye, Fatih Sultan Mehmed’in 1461’de Trabzon Rum İmparatorluğu’na son vermesi ve buradaki Canik beylerini de merkezi otoriteye bağlamasıyla uzun bir huzur devrine girdi. Böylece Ünye, ilk defa 1393’te Osmanlılara bağlanmış, 1398’de ikinci kez ve 1419’da da üçüncü ve son kez 1461’de Osmanlı sınırları içerisindeki yerini almıştır.

Ünye’nin Sancak Olduğu Yıllar
Ünye kazası, Trabzon’un fethinden sonra yapılan idari taksimatta Canik sancağına bağlı bir kaza olmuş ve bu özelliğini 1864 yılına kadar sürdürmüştür.
1864’de Ünye sancak yapıldığı yıllarda belediyenin de kurulmuş olduğunu tahmin etmekteyiz. Zira 1869’da yayınlanan ilk Trabzon vilayet salnamesine baktığımızda çok teşkilatlı bir kaza yapısı ile karşılaşıyoruz.
1867’de Ünye sancağı yeniden eski kimliğine, yani kazaya dönüştürülmüştür. Ancak, yine Fatsa, Niksar, Bolaman ve Karakuş, Ünye kazasına bağlı birer nahiye olarak devam etmiştir. Kazaya dönüştürülmesinden sadece bir yıl sonra iletişimin en büyük devrimlerinden biri olan telgraf ilk defa 1868 tarihinde Ünye’ye gelmiştir.
1800’lü yılların ikinci yarısından sonra Kafkaslar, Kırım ve Rumeli’den Anadolu’ya ve Ünye’ye büyük bir göç dalgası yaşanmıştır.
Seyyah Vital Cuinnet 1800’lü yıllarda Ünye’de meydana gelen büyük bir yangından bahsetmektedir. Ünye’de ne modern ne de tarihi bir eserin olmadığını, bunların 10 yıl önce bir yangın esnasında tamamen yıkılmış olduğunu söylemektedir. Evlerin imar yönünden pekiyi bir görünüşe sahip olmadığını ve bunların birçoklarının yarım kalmış olduğunu belirtmektedir. Bu da halkın binalarını daha yeni yap-maya başladığını göstermektedir. Ünye’de büyük yangın 1800’lü yılların hemen başında meydana gelmiştir. 1895 yılında eserini neşreden Ali Cevat Bey, bundan on sene kadar önce meydana gelen büyük bir yangın ile bütün halkın binalarının yandığını belirtmektedir.
Ünye’de yaşanan bir başka doğal afet ise kuraklıktır. Karadeniz bölgesi dört mevsim yağışlı olmasına rağmen bazen istisnalar yaşanarak kuraklıklar meydana gelebiliyordu. Bu kuraklıklardan biri 1894-95 yıllarında meydana gelmiştir. 1895’de yaşanan kıtlıktan sonra 1910’da da bir kıtlık yaşanmıştır.
1911 tarihinde dört savaş gemisinin Ünye limanı önünden geçtiği haberi gündeme oturacaktır. 11 Ocak 1916’da ise Ünye iki düşman harp gemisi tarafından bombardımana tabi tutulmuş ve şehri bombalayan gemiler Botoçoz açıklarında bir gemiyle buluşarak Batum’a hareket etmişlerdir.
Ünye Milli Mücadele yıllarında düşman işgali gibi bir bahtsızlığa uğramamış olmasına rağmen, bölgede faaliyet gösteren Rum ve Ermeni eşkıyalardan çok çekmiştir. Bunun yanında o tarihlerde meydana gelen kıtlık da ilave edilecek olursa ne gibi şartlar yaşandığı gayet açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÜNYE
1920 yılına geldiğimizde Ünye’nin idari yapısının değiştiğini görmekteyiz. Tarih boyunca hep Samsun’a bağlı olan Ünye bu tarihten sonra yeni kurulan Ordu vilayetine bağlanmış ve bu ilin en büyük ilçesi konumuna yükselmiştir.
1299’da kurulan Osmanlı Devleti’nin ömrünü tamamlamasından sonra yerine, 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. On üç yıl süren savaş ortamından sonra büyük güçlükler ile kurulan devlet, ekonomik yönden çok sıkıntılar çekmekteydi. Karadeniz Bölgesi bu sıkıntıları yaşayan bölgelerimizin başında gelmekteydi. Memleketin pek çok yerinde olduğu gibi Ünye’de de halk, kelimenin tam anlamıyla kendi yağıyla kavrulmaya çalışıyor, az çok karnını doyurabilen kendini şanslı sayıyordu. Bu ekonomik sıkıntılar devam ederken 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında mübadele sözleşmesi imzalandı. Sözleşmeye göre, İstanbul ve Batı Trakya hariç, Türkiye’deki Rumlar ile Yunanistan’daki Türkler zorunlu göçe tabi tutuluyordu. Mübadillerin sevk edildiği ve yerleştirildiği yerlerden biri de Ünye idi.
Ünye’yi etkileyen önemli olaylardan biri de Erzincan depremidir. 26-27 Aralık 1939 gecesi 7,9 şiddetinde meydana gelen Erzincan depreminde Ordu’da 463 ölü, 448 yaralı, 7.585 hasarlı ev olduğu ve 4.184 evin yıkıldığı tespit edilmiştir. 1939 depremi Ünye’de büyük hasarlar meydana getirmiş, şehir içindeki iki cami de yıkılmıştır. Deprem bilhassa çarşı kısmına fazla tesir ettiğinden birçok aile ocağını söndürmüştür. Ordu ili zelzele felaketzedeleri için devlet 227.488 lira göndermiş, bu paradan 15.837 lira Ünye felaketzedelerine verilmiştir.
1954’te Akkuş, 1990’da ise Çaybaşı ve İkizce Ünye’den ayrılarak Ordu’ya bağlı yeni birer ilçe haline getirilmiştir.
Bugün Ordu ilinin en büyük ve en gelişmiş ilçesi olan Ünye bu güne kadar yapmış olduğu çalışmalar ve dev atılımlarla gözleri doldurmakta, Karadeniz’in bir incisi ve yükselen bir turizm, ticaret, sanat ve kültür kenti olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.”

Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-