KURTULMUŞ ORDU’DA STK’LAR VE İŞ İNSANŞARIYLA BULUŞTU
TBMM Başkanı Prof
Genel - 22-07-2023 13:38
TBMM Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Boztepe'de bir otelde Sivil Toplum Kuruluşları ve iş insanları ile kahvaltı programında bir araya geldi.
Kurtulmuş'a burada Ordu Valisi Tuncay Sonel, AK Parti Ordu Milletvekili İbrahim Ufuk Kaynak, MHP Ordu Milletvekili Naci Şanlıturk, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, AK Parti Ordu İl Başkanı Selman Altaş, protokol üyeleri, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, il ve ilçe teşkilatı eşlik etti.
Konuşmasında STK’ların öneminden bahseden TBMM Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, şu açıklamalardas bulundu:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olduktan sonra Ordu iline yaptığımız bu ilk ziyarette daha evvel defaatle karşılaştığımız, bir araya geldiğimiz, konuştuğumuz siz değerli Ordu ailesinin değerli temsilcileriyle bir arada olmayı arzu ettik. Bu sabah kahvaltısında inşallah ben kısa bir giriş yaptıktan sonra size sözü bırakacağım. Hasbihal etme imkanımız olacak. Ardından da bir başka programa gidiyoruz ve öğleden sonra da Aybastı Şenlikleri'ne gideceğiz. Nasip olursa ardından da Erzurum'a Erzurum Kongresi'nin yıl dönümü için yola çıkacağız.
Ordu Türkiye'nin Önemli İllerinden Birisi
Öncelikle bu sabah vaktinde burada birlikte olma fırsatını verdiğiniz için her birinize ayrı ayrı çok teşekkür ederim. Ordu Türkiye'nin önemli illerinden birisi. Kendi memleketimiz olduğu için değil. Özellikle İstanbul'da Ordulu hemşehrilerimizin, hemşehrilik dayanışması fevkalade önemli. Hemşehrilerimiz diğer illerimize de örnek olabilecek güzel bir dayanışma içerisinde İstanbul'un sosyal hayatında etkili bir şekilde yer alıyorlar. Biz beraber istişare ederek ortak aklı kullanarak çok büyük işler yapabilmeyi başarmış bir milletiz. Bu anlamda Ordu'nun da geçmişine baktığımız zaman Rüsumat No. 14 ortak aklın neler başardığına çok güzel ve çok önemli bir önemli bir örnektir. Hepimizin bildiği hikaye, Kurtuluş Savaşı'nda Milli Mücadele yıllarında elimizdeki cephaneliğin düşmanın eline geçmemesi için büyüklerimiz ne yapılabilir diyerek önce ortak olarak toplanmışlar. Denizciliği de bildikleri için gemiyi batırmışlar ve daha sonra tekrar yüzdürüp içindeki o mühimmatı kurtararak milli mücadeleye büyük bir destek sağlamışlardır. Bu bizim bir araya geldiğimizde en zor şartlarda bile ortak akılla sorunları çözebilme yeteneğimizin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor.
Dünyayı Algılamamız Farklı Olacak
Bu milletin en temel özelliklerinden birisi budur. Dünyayı algılamamız farklı olacak. Siyasi kanaatlerimiz farklı olacak. Ama sonuç itibariyle ülkenin, milletin ortak menfaatleri çerçevesinde bütünleşerek toplum olarak da farklı kesimler herkes kendi zihnindeki dağarcığındakini ortaya koyarak herkes daha iyisi olsun diye gayret ederek bir araya geleceğiz ve Allah'ın izniyle çözemeyeceğimiz, halledemeyeceğimiz hiçbir sorunun olmadığı aşikardır. Rüsumat o bakımdan önemli bir örnektir. Sadece bir geminin batırılması ve tekrar yüzdürülmesi değil. Bunun üzerinden milli mücadeleye katkı sağlanması değil aynı zamanda da güçlü bir şekilde bir araya gelerek sorunların nasıl çözülebileceğini gösterebilen fevkalade mükemmel bir örnektir.
En Büyük Çıkmazlarından Birisi Yerine Düşünmek Hastalığıdır
Türkiye'de esasında siyasetin ve bürokrasinin de uzun yıllar boyunca en büyük sorunlarından birisi şu olmuştur. Üstat Şerif Mardin'in güzel bir tespiti var. Diyor ki; Türkiye'de aydınların en büyük çıkmazlarından birisi yerine düşünmek hastalığıdır. Yani milletin yerine düşünme. Millet halk anlamaz, halk bilmez. Milletin yerine biz düşünürüz. Millet için ne lazımsa onu biz söyleriz. Millet için ne yapılması gerekiyorsa onu da biz yaparız. Ama ülkenin sahibi yeri geldiği zaman demokrasi diyoruz. Yeri geldiği zaman Türkiye'de sistemin de, demokrasinin de, devletin de, ülkenin de bir tane sahibi var, o da halktır diyoruz. Ama uzun yıllar boyunca, ‘halk ne ister? nasıl düşünür? Nasıl hareket eder? ihtiyaçları nedir? talepleri nedir?’ Bunları konuşmak ve halkın bu anlamda önünü açmak demokrasinin temel aktörü olan temel hakemi ve hakimi olan milletimizi Türkiye'yi yönetmekte direksiyonun başına geçirmek söz konusu olunca maalesef Türkiye'de vesayetçi zihniyet bu aydın sapması da diyebileceğimiz yerine düşünme hastalığının verdiği bir sonuçla milleti bir kenara bırakmış, hep millet adına düşünmeyi kendisi için hak telakki etmiştir. İşte bizim son yıllarda, son 20-25 yılda en çok kazandığımız hususlardan birisi budur.
Millet, kendisi adına karar verilecek bir güruh değildir. Millet, ülkenin sahibi, millet siyasetin sahibi, millet Türkiye'deki demokrasinin sahibi ve ülkenin yegane hakemi ve hakimidir. Bu çerçevede özellikle sivil toplum kuruluşlarımızın çok güçlü olması Türkiye demokrasisinin de çok güçlü olmasının olmazsa olmaz koşuludur. Sivil toplum kuruluşları, herkes kendi alanında Türkiye'nin önünü açacak fikirleri üretmek Ordumuz için konuştuğumuzda, Ordu'nun geleceğiyle ilgili projeleri ortaya koymak, bunları birlikte böyle bir zeminde beraber tartışarak birlikte düşünmemizin sonucunu fevkalade güzel bir şekilde alabiliriz.
STK’ların Güçlü Olması, Devletin Güçlü Olması Demektir
Sivil toplumun güçlü olması, devletin güçlü olması demektir. Sivil toplumu güçlü olmayan ülkelerde demokrasinin de güçlü olması mümkün değildir. Sivil toplum aslında devletin tamamlayamadığı ya da eksik bıraktığı alanları tamamlayabilmek için bir araya gelmiş gönüllü insanların aynı hedef etrafında toparlandığı bir organizasyondur. Ve bizim milletimizin tarihsel geçmişi içinde de sivil toplum dediğimiz bir husus fevkalade güçlü bir şekilde yer alır. İmkânı olan elindeki imkanları tahsis ederek vakıflar üzerinden Türkiye'de uzun asırlar boyunca Ülkenin gelişmesine, milletin refahına, selametine ve her alanda güçlenmesine katkı sağlamıştır. Tam manasıyla vakıf insan gibi hareket eden çok sayıda insanımızın olduğunu görüyor ve bundan iftihar ediyoruz. İşte bu çerçevede Türkiye'nin önümüzdeki dönemde daha güçlü olabilmesi için sadece devletin, sadece kamunun güçlü olması tek başına yetmez. Bunun için sivil toplumun da güçlü olması, sivil toplumun da kendi alanında, dünya çapında rekabet edebilecek bir seviyeye gelmesi Türkiye'nin en önemli meselelerinden birisidir.
İkinci Asrın Başlangıcındayız
Türkiye Cumhuriyet'in birinci asrını tamamlıyoruz. 2023 sıradan bir tarih değildir. İçinde yaşıyoruz, belki farkında değiliz ama 2023 Türkiye'de cumhuriyetimizin ikinci asrının başlangıcıdır. Ve Allah lütfetti. Bu ikinci asrın başlangıcında bendeniz de halkımızın, sizlerin tespitiyle, oylarıyla bu dönemin 28. Büyük Millet Meclisi döneminin meclis başkanı olarak seçildim. Allah layıkıyla hizmet edebilmeyi nasip etsin. Milletin beklentilerini karşılayabilmeyi nasip etsin. Şimdi bu bir asrımızın ne kadar uzun bir asır olduğunu hepimiz biliyoruz. Büyüklerimizden, Dedelerimizden, ninelerimizden hepimiz bunları özledik. Yokluk zamanlarını biliyoruz. Bırakın onu, koskoca Osmanlı cihan devletinin neredeyse onlarca cephede savaşmak zorunda kaldığı ve arkasından maalesef yenilgiyle birlikte gelen bir geri çekilme süreci sonucu Anadolu'nun birçok taraftan işgal edildiğini biliyoruz.
Değerli kardeşlerim, bu salonda herhalde Kurtuluş Savaşı'nın, birinci dünya savaşının, çeşitli cephelerinde dedeleri, ataları savaşmamış, herhalde neredeyse kimse yoktur. Bırakın topu tüfeği, kazması, küreği dahi kalmamış bir millet milli bilinçle ayağa kalkarak, ya Allah diyerek kenetlendi ve Allah razı olsun bütün atalarımızı saygıyla, rahmetle anıyoruz. Onların verdiği büyük mücadeleyle, milli mücadeleyle Osmanlı'nın küllerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu.
Çok Parlak Bir Dönemin Başlangıcındayız
Bizim yaşadığımız Cumhuriyetimizin birinci asrı hakikaten her alanda çok çok uzun bir asır oldu. Zorluklarla ama zorluklarla mücadele ederek o mücadelenin de hemen her alanında kazanarak çok şükür bugünlere kadar geldik. Allah'ın lütfu şimdi önümüzde çok parlak bir dönemin başlangıcındayız. Cumhuriyetimizin ikinci asrı hep beraber gayret ederek, çalışarak, mücadele ederek Türkiye'yi daha ileriye götüreceğimiz bir yüzyıl olacaktır. Bu teknolojiden, uluslararası ilişkilere, sanattan, kültürden, ağır sanayine ve özellikle milli savunma sanayine, turizmden kültüre kadar her alanda güçlü olan bir Türkiye'nin yüzyılı olacaktır. Özetle söylemek gerekirse sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye'nin yüzyılını hep beraber inşa edeceğiz Nasıl atalarımız bize böylesine bir memleketin bıraktıysa, bizim üzerimize de düşen, bizden sonraki nesillere çok daha güçlü bir Türkiye'yi bırakmaktır.
Türkiye Her Alanda Adından Söz Ettiriyor
Türkiye'nin her alanında artık adından bütün dünyada söz ediliyor. Türkiye her alanda güçlü bir şekilde yoluna devam ediyor. Ama bu yetmez. Biliyoruz ki bizim gibi büyük milletlere iki günü eşit olmak yakışmaz. Hep daha ileriye bakarak, hep önümüze bakarak, kökü mazide olanı yad ediyoruz. Maziden güç ve ilham alarak ama maziyi sadece bir kahramanlık destanı olarak okuyarak değil, Yaşadığımız geçmiş dönemlerde Sultan Alparslan Han'la birlikte Anadolu coğrafyasına gelen atalarımızın bu coğrafyada yaşadıkları her tarihi olayı ders alarak, ders çıkartarak önümüze koyacağız. Allah'ın izniyle köklerimizi sağlam bir şekilde kuvvetlendirerek ileriye doğru yürüyeceğiz. Türkiye yüzyılı bu anlamda önümüzde ortak bir milli hedeftir. Siyaset dışı bir hedeftir. Herkesin ortak hedefidir. Her alanda Türkiye güçlü olacak. Türkiye'nin hem toplumsal yapısının güçlü olması, ekonomisinin güçlü olması, dış politikada Türkiye eksenini inşa edecek kararlılıkla yoluna devam etmesi, Türkiye'nin aynı zamanda teknolojide, dünya çapında yarışan bir ülke haline gelmesi, Türkiye yüzyılı hedeflerimizin kapsamı dahilindedir. Bu dönemde Allah'ın izniyle büyük risklerle karşı karşıya olmamıza rağmen büyük imkanlar da kapımızdadır. Türkiye'nin önünde fırsat pencereleri açıktır.”
Günün Diğer Haberleri